top of page

12. Yargı Paketi Nedir? Son Düzenlemeler ve Tüm Maddeler (2026)

19 Tem
38 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Tem

MADDE 1

Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa yeni bir madde eklenmektedir. Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince verilen bir miktar para ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar, başvuru yapılarak idareye ödeme imkânı verilmeden alacaklı taraf veya vekilince doğrudan icra takibine konu edilebilmektedir. Bu durum idareye ilave mali külfet oluşturmakla beraber gereksiz icra takibi yapılmasına neden olmaktadır.Düzenlemeyle, idare aleyhinde hükmedilen bir miktar para ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar bakımından icra takibi yapılmadan önce idareye yazılı başvuruda bulunma ve ödeme için hesap numarası bildirme zorunluluğu getirilerek,alacaklıların

 icraya başvurmak zorunda kalmaksızın alacağını daha kısa sürede tahsil edebilmesi, bu suretle icra dairelerinin iş yükünün azaltılması amaçlanmaktadır. Buna göre, idareye verilen bir aylık ödeme süresi içinde, idare tarafından ilamda belirtilen tüm alacak kalemlerinin, anapara ve varsa ödeme tarihine kadar işleyecek faizi ve diğer fer'ileriyle birlikte ödenmemesi halinde, idare aleyhine cebri icra takibi yapılabilecektir.

Böylelikle, icra dairelerinin gereksiz yere meşgul edilmesi önlenerek idareye ifa imkânı tanınması, kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması ve alacaklının da alacağını daha hızlı bir şekilde tahsil edebilmesi sağlanmış olacaktır.

MADDE 2

Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentlerinde değişiklik yapılmaktadır.

İkinci Fıkraya Eklenen Cümle

Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde ilk defa yapılacak birinci açık artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesi dosyalarında yapılan satışlarda uygulamada ortaya çıkan suiistimallerin önlenmesi ve miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda mirasçıların hukuki menfaatlerinin azami düzeyde korunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda yapılacak ilk satış yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacak, bu satışta muhammen kıymetin tamamı ve satış masraflarını karşılayacak şekilde teklif verilebilecektir. Diğer bir anlatımla ihalede teklif verme bedeli malın kıymetinin tamamı üzerinden başlayacaktır. Mirasçılar arasında yapılacak ilk açık artırmada alıcı çıkmazsa ikinci açık artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık bir şekilde yapılacaktır. Mirasçıların mülkiyet hakkı ilk açık artırmada malın kıymetinin tamamı üzerinden yapılması suretiyle korunmakta, diğer taraftan ilk açık artırmada mirasçılar dışında alıcıların girmesi engellenerek malın öncelikle mirasçılar arasında kalması sağlanmaktadır.

Yedinci Fıkrada Yapılan Değişiklikler

Maddenin yedinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde artırmaya katılmak isteyen pay sahibinin payı oranında teminat yatırmaktan muaf olmasına ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır. Uygulamada birçok soruna neden olan ve zaman zaman teminat yatırmamanın sağladığı imtiyazdan yararlanarak fahiş oranda en yüksek teklifi sunmak suretiyle ihalenin kendisinde kalmasını sağlayan pay sahibinin sonradan ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olduğu gözlemlenmektedir. Gerek hesaplanmasında ortaya çıkan güçlükleri gidermek, gerekse uzun bir yargılama sonrası satışına karar verilen taşınmazların satışının kötü niyetli olarak engellenmesini önlemek amacıyla paylı veya elbirliği mülkiyetinde pay sahiplerinin de teminat yatırarak açık artırmaya katılması sağlanmaktadır. Maddede yapılan diğer bir değişiklikle Hazinenin tüm açık artırmalarda (hacizli malın satışına ilişkin açık artırmalar ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalar) teminattan muaf olduğu açıkça hüküm altına alınmaktadır.

İkinci Fıkrada Yapılan Düzenlemeye Bağlı Olarak

Maddenin yedinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ikinci fıkrada yapılan düzenlemeye bağlı olarak miras yoluyla elde edilen taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde yapılacak ve sadece malik olan mirasçıların katılabileceği ilk açık artırmalarda, verilebilecek en düşük teklifin malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ile malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılaması gerekeceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

İhale Alıcısının Yükümlülükleri

Maddenin yedinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği düzenlenmektedir. Ayrıca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği hüküm altına alınmaktadır. Öte yandan, gerek icra dosyaları gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin satış dosyalarında en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği bir yenilik olarak düzenlenmektedir.

MADDE 3


Maddeyle, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi değiştirilmekte ve düzenlemeyle, noterlik evrak ve defterlerinin gizliliği korunarak, bunların mahkeme, sulh ceza hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı ve soruşturmaya yetkili mercilere gönderilmesine ilişkin mevcut uygulamanın kolaylaştırılması sağlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasında yapılan düzenleme uyarınca, noterlik evrak ve defterleri mahkeme, sulh ceza hâkimliği ve Cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmî daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasına göre mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından, noterlik evrakının aslının istenmesi hâlinde; ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onayladıktan sonra bu örneği aslının yerinde saklayarak, evrakın aslını talep eden mercie gönderecektir.

Maddenin üçüncü fıkrasına göre mahkeme, sulh ceza hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmî daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter tarafından evrakın aslı elektronik ortamda taranıp, güvenli elektronik imzayla imzalandıktan sonra onaylı örnek ilgili mercie elektronik ortamda gönderilecektir. Evrakın elektronik ortamda gönderilmesine imkân bulunmadığı durumlarda ise aslına uygunluğu onaylanan fiziki örneği ilgili mercie gönderilecektir.

Ayrıca, bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmeyeceği, posta masrafı ve yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret alınmayacağı hüküm altına alınmaktadır.

MADDE 4

Maddeyle, 2575 sayılı Danıştay Kanununun geçici 27 nci maddesinin onüçüncü ve onyedinci fıkralarında değişiklik yapılmaktadır. 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanunla, Danıştay Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmış ve aynı Kanuna geçici 27 nci madde eklenmiştir. İstinaf kanun yolunun uygulanmasına 20 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla başlanacak olmasının Danıştayın iş yükünü önemli oranda hafifleteceği öngörülerek, söz konusu 13 üncü maddede yapılan değişiklikle, on yedi olan daire sayısı ona indirilmiştir.

Geçici 27 nci maddenin onüçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle de 6723 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç üç yıl içinde peyderpey Başkanlık Kurulunca daire kapatılmasına karar vermek suretiyle daire sayısının ona indirileceği hükme bağlanmıştır. Ancak daha sonra yapılan değişikliklerle üç yıllık süre on yıla çıkarılmıştır. Danıştayda hâlihazırda on iki daire bulunmaktadır. Danıştayın daire sayısının en geç 23 Temmuz 2026 tarihine kadar on daireye indirilmesi gerekmektedir.

Düzenlemeyle, Danıştayın mevcut iş yükü dikkate alınarak daire sayısının 2575 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde öngörülen sayıya indirilmesi için tanınan azami süre dört yıl uzatılmaktadır. Ayrıca, Danıştay daire sayısının dört yıl daha azalmayacak olması nedeniyle, boşalan her iki üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasından da bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 23/7/2030 tarihine kadar vazgeçilmesi öngörülmektedir. Böylelikle bu tarihe kadar Danıştay meslek mensubu kadro sayısında herhangi bir azalma olmaması ve boşalan her bir üye kadrosu için aynı sayıda seçim yapılması amaçlanmaktadır.

MADDE 5

Maddeyle, 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. İdare ve vergi mahkemeleri kural olarak heyet halinde çalışan mahkemelerdir. Bununla birlikte maddenin mevcut birinci fıkrasına göre konusu yirmi beş bin Türk Lirasını geçmeyen (2026 yılı için 486.000 TL) iptal ve tam yargı davaları tek hâkimle çözümlenmektedir. Mahiyeti itibarıyla heyette tartışılması gerekmeyen uyuşmazlıkların tek hakimle görülmesi yargılamanın hızlanmasına olumlu yönde etki edebilmektedir.

Maddede değişiklik yapılarak, idare mahkemelerinde tek hâkimle çözümlenecek davalar genişletilmekte ve uygulamada içtihadın yerleştiği, niteliği itibarıyla heyet tarafından incelenmesi zarureti bulunmayan bazı uyuşmazlıkların tek hâkim tarafından görülmesi sağlanmaktadır.

MADDE 6

Maddeyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Maddenin mevcut üçüncü fıkrasında bölge idare mahkemesinin istinaf başvurusunun reddine karar vereceği haller düzenlenmiştir. Buna göre bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun bulursa veya karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar vermektedir. Ancak uygulamada bölge idare mahkemelerince incelenen kararın sonucu hukuka uygun bulunmakla birlikte gösterilen gerekçenin doğru bulunmaması veya eksik bulunması halinde ne şekilde karar verileceği hususunda tereddüt bulunduğu görülmektedir. Uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla bu tür durumlarda kaldırma kararı verilmeksizin kararın gerekçesi değiştirilerek istinaf başvurusunun reddine karar verileceği hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle, karar sonucunun hukuka uygun olduğu hallerde sırf gerekçedeki eksiklik veya yanlışlık nedeniyle kararın kaldırılması yerine, istinaf merciinin gerekçeyi düzelterek veya değiştirerek uyuşmazlığı sonuçlandırmasına imkân tanınmaktadır. maddenin mevcut beşinci fıkrasında bölge idare mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine göndereceği haller düzenlenmiştir. Ancak uygulamada, yargılamanın mahiyetinden kaynaklanan sebeplerle, bölge idare mahkemelerince maddede sayılan haller dışında da dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu nedenle uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi amacıyla bölge idare mahkemelerinin dosyayı ilk derece mahkemesine gönderebileceği bazı haller kanun metnine eklenmektedir. Beşinci fıkrada yapılan düzenlemeyle mevcut geri gönderme sebeplerine ilave olarak; usule ilişkin verilen bazı nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması, dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi halleri bölge idare mahkemesince dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesini gerektiren yeni sebepler olarak belirlenmektedir.

Örneğin; ilk derece mahkemesince davanın açılmamış sayılması, incelenmeksizin ret, karar verilmesine yer olmadığı veya dilekçenin iptali gibi maddenin beşinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen usule ilişkin nihai kararların verilmesi halinde, bölge idare mahkemesince istinaf başvurusu haklı bulunursa dosya ilk derece mahkemesine geri gönderilecektir.

Buna karşılık keşif veya bilirkişi incelemesi ile duruşma yapılması gerekirken yapılmayan hallerde bölge idare mahkemesinin dosyayı geri göndermeksizin karar verebilmesine imkân tanınmaktadır. Böylelikle her usulî eksikliğin zorunlu olarak kararın kaldırılması ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi sonucunu doğurması önlenmekte, işin niteliğine göre istinaf merciine usul ekonomisine uygun biçimde hareket etme yetkisi verilmektedir.

Ayrıca ilk derece mahkemesi kararının maddede sayılan haller dışında kaldırılarak dosyanın ilgili mahkemeye geri gönderilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmakta ve geri gönderme sebeplerinin genişletilemeyeceği vurgulanmak suretiyle dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi istisnai bir yol olarak belirlenmektedir.

MADDE 7- Maddeyle, 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Mevcut düzenlemede, bölge idare mahkemelerinin maddede sayılan davalar hakkında verdikleri kararların temyiz edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları, konusu belirli parasal sınırı aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar ile uyuşmazlığın niteliği itibarıyla kanun koyucu tarafından temyiz incelemesine tabi tutulması gerekli görülen dava türleri Danıştayda temyiz edilebilmektedir.

Bölge idare mahkemeleri yalnızca ilk derece mahkemesi kararlarının hukuka uygunluğunu denetleyen bir merci olarak değil, bazı hallerde ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden karar veren bir yargı mercii olarak görev yapmaktadır. Bu yönüyle bölge idare mahkemesinin, istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını kaldırması ve yeni bir hüküm kurması hâlinde verilen karar, taraflar bakımından doğrudan sonuç doğuran yeni bir yargısal değerlendirme niteliği taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 27/3/2025 tarihli ve E: 2024/189, K: 2025/83 sayılı kararıyla, 2577 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ve bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğunu öngören kural, "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali" yönünden iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir karar verdiği hallerde, bu kararın taraflar ve hukuk düzeni bakımından doğuracağı sonuçlar gözetilmeksizin temyiz yolunun kategorik olarak kapatılmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama oluşturduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kararında, bölge idare mahkemelerinin bazı kararlarının kesin sayılmasını kural olarak Anayasaya aykırı bulmamış; bazı kararların kesin sayılmasını, davaların makul sürede ve en az giderle sonuçlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması, Danıştayın iş yükünün azaltılması ve içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi gerekçeleriyle meşru sebepler olarak kabul etmiştir. Düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin anılan kararında ortaya konulan ölçütler gözetilerek, bölge idare mahkemeleri tarafından istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden verilen kararların, kural olarak tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilmesi öngörülmektedir. Böylelikle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması üzerine bölge idare mahkemesince yeni bir hüküm kurulan hallerde, bu kararın hukuka uygunluğunun Danıştay tarafından denetlenmesine imkân tanınmakta ve hükmün denetlenmesini talep etme hakkının daha etkili biçimde korunması sağlanmaktadır.Bununla birlikte, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması üzerine bölge idare mahkemesince yeniden verilen her kararın mutlak şekilde temyiz incelemesine tabi tutulması; idari yargıda kanun yolu sisteminin işleyişi, makul sürede yargılanma hakkı, usul ekonomisi ve Danıştayın iş yükü bakımından sakıncalar taşımaktadır. Bu sebeple ikinci fıkranın ikinci cümlesiyle bir istisna getirilerek tek hakimle görülen davalar ile niteliği itibarıyla Danıştayın temyiz incelemesine zaruret bulunmadığı değerlendirilen dava ve işlerde bölge idare mahkemelerince kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi bu kararların temyiz edilemeyeceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, bölge idare mahkemesinin 45 inci maddenin üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri kapsamında istinaf başvurusunu reddettiği hallerde ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılmamış olacağından, bu kararlar bakımından temyiz yolu açılmamıştır. Örneğin; 45 inci maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararının sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaması veya eksik bulması nedeniyle gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunu reddettiği hallerde, gerekçenin değiştirilmiş olması bizatihi kararın temyiz edilebilmesi sonucunu doğurmayacaktır. Diğer yandan, kural olarak bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp yeniden verdiği kararlar temyize açıldığından, aynı sonucu halihazırda konusu sadece para olan davalar bakımından sağlayan birinci fıkranın (c) bendine ihtiyaç kalmamıştır.

Bu sebeple anılan bent yürürlükten kaldırılmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, maddenin birinci fıkrasında sayılan davalarda verilen kararlar her halükârda temyize açık olmaya devam edecektir. Düzenleme, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında ortaya konulan anayasal ölçütler doğrultusunda hükmün denetlenmesini talep etme hakkı ile davaların makul sürede ve en az giderle sonuçlandırılması ilkeleri arasında ölçülü bir denge kurmayı amaçlamaktadır.

Bu çerçevede, bölge idare mahkemelerince kaldırma kararı üzerine yeniden verilen kararların temyiz edilebilirliği açıkça düzenlenmekte; temyize kapalı tutulacak dava ve işler ise kanunda ayrıca gösterilerek kanun yolu sisteminin belirli, öngörülebilir ve uygulanabilir hâle getirilmesi sağlanmaktadır.

MADDE 8- Maddeyle, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile ilgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmektedir. 9/10/2024 tarihli ve 165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde değişiklikler yapılarak, Adli Tıp Kurumunun bilimsel ve idari kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik önemli düzenlemeler yapılmıştır.

4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin "Adli tıp ihtisas kurulları" başlıklı 8 inci maddesinde, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurullarının oluşumu düzenlenmiştir.

Maddenin her bir bendinde hangi ihtisas kurulunda hangi uzmanların yer alacağı düzenlenirken, uzmanlığın niteliği konusunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Maddede ihtisas kurullarının belirtilen alanlardaki uzmanlardan oluşacağı düzenlendiği için, uygulamada tıp dalları bakımından ihtisas kurullarına atanacak ilgililerin tıpta uzmanlık yapmış olmaları aranmış olmakla birlikte, tıp dalları dışındaki alanlar bakımından uzmanlığın niteliğinin nasıl belirleneceği konusunda tereddüt hasıl olmuştur.

Bu tereddütlerin giderilmesi amacıyla 165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle İhtisas Kurulu başkanlıklarına ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olma şartı aranacağı düzenlenmiştir.

Aynı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle ihtisas kurul başkan ve üyelerinin görev sürelerine yönelik düzenleme de yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 8/10/2025 tarihli ve B: 2024/214, K: 2025/197 sayılı kararıyla İhtisas Kurulu başkanlıkları ve üyeliklerine atanma şartları ile görev süresine yönelik düzenlemeler öngören kuralların, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyecek yasak alan içinde kaldığı ve Anayasanın 128 inci maddesinin ikinci fıkrası bağlamında münhasıran kanunla yapılması gereken düzenleme niteliği taşıdığı gerekçesiyle iptaline karar vermiştir.

Düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkate alınarak, adli tıp hizmetlerinin bilimsel yeterlilik, mesleki uzmanlık ve akademik donanım temelinde yürütülmesi amacıyla ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olma şartı getirilmekte ve hukuki belirlilik ilkesi bağlamında ihtisas kurul başkan ve üyeleri için dört yıllık görev süresi belirlenmektedir.

Ayrıca adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının da dört yıl süreyle görev yapmaları hükme bağlanmaktadır.

MADDE 9- Maddeyle, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, 10/7/2025 tarihli ve E: 2022/107, K: 2025/146 sayılı kararıyla 2802 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin on sekizinci fıkrasında bulunan "yönetmelikle" ibaresini Anayasaya aykırı bularak iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine hükmetmiştir.

Bu karar, 9/12/2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.

Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin kararı dikkate alınarak Türkiye Adalet Akademisince verilecek eğitim konuları ile yapılacak sınavlara ilişkin usul ve esaslar belirlenmektedir.

Öte yandan, sınavların yüz tam puan üzerinden değerlendirilmesi kabul edilmekte ve mazereti sebebiyle sınavlara katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları bakımından yapılacak mazeret sınavına ilişkin hükümler de ihdas edilmektedir.

MADDE 10- Maddeyle, 2802 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Düzenlemeyle, hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası verileceği açıkça hükme bağlanmaktadır.

Hâkimlik ve savcılık mesleğinin temel unsurlarından biri, uyuşmazlıkların hukuki bilgi ve değerlendirmeyle çözümlenmesidir.

Yargılama faaliyetinde bilirkişiye başvuru, teknik veya özel bilgi gerektiren hâllerle sınırlı olup, hukuki nitelendirme ve değerlendirme yetkisi münhasıran hâkim ve savcıya aittir.

Bu itibarla, bilirkişilik müessesesine amacına uygun olarak başvurulmasını sağlamak, hâkim ve savcıların yargılama faaliyetindeki asli rolünü güçlendirmek ve yargılamaların etkin, hızlı ve ekonomik şekilde yürütülmesine katkıda bulunmak amacıyla; bilirkişi seçimi ve görevlendirilmesi sırasında kanuni kurallara aykırı davranılması yanında, hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenebilecek konularda bilirkişiye başvurulması açıkça disiplin yaptırımına bağlanmaktadır.

MADDE 11- Maddeyle, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Giriş

Anayasa Mahkemesinin 22/7/2025 tarihli ve E: 2024/24, K: 2025/164 sayılı kararıyla, maddenin "Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri" yönünden iptaline ve iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (1/9/2026) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Kararının Gerekçesi

Anayasa Mahkemesi söz konusu kuralı; borcun geç ödenmesi nedeniyle belli bir oranda faiz ödenmesi öngörülmekle birlikte paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi eden mekanizmaların öngörülmemesini ve hukuk sisteminde alacağın değer kaybının önlenmesi için etkili bir hukuk yolunun bulunmamasını mülkiyet hakkına aykırı bulmuştur.

Düzenlemeler

Yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesini de karşılayacak bir biçimde, faiz ödenmesi gereken hallerde miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödemenin yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılacağı ve söz konusu reeskont oranının, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı olması halinde, yılın ikinci yarısı için belirlenen oranın yüzde sekseninin geçerli olacağı hüküm altına alınmaktadır.

Düzenlemeyle, alacaklı ve borçlunun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması amaçlanmaktadır.

Madde 12

Maddeyle, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 440 ıncı maddesinin birinci fıkrasında düzenleme yapılmaktadır. Düzenlemeyle, kısıtlıya ait taşınır malın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalı üzerinden satılması suretiyle fiziki yer kısıtlamasına maruz kalmaksızın çok daha fazla kişinin pey sürmesi sağlanarak, kısıtlıya ait taşınır malın rekabetçi bir ortamda en yüksek değerden satılmasının sağlanması öngörülmektedir. Böylelikle, kısıtlının menfaatinin en yüksek derecede korunması amaçlanmaktadır.

Madde 13

Maddeyle, 4721 sayılı Kanunun 444 üncü maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır.

Düzenlemeyle, kısıtlıya ait taşınmaz malın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalı üzerinden satılması suretiyle fiziki yer kısıtlamasına maruz kalmaksızın çok daha fazla kişinin pey sürmesi sağlanarak, kısıtlıya ait taşınmaz malın rekabetçi bir ortamda en yüksek değerden satılmasının sağlanması öngörülmektedir. Böylelikle, kısıtlının menfaatinin en yüksek derecede korunması amaçlanmaktadır.

Madde 14

Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Anayasa Mahkemesi 25/12/2025 tarihli ve E: 2025/141, K: 2025/274 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 80 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyi, genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde yok edileceğinin öngörülmesine rağmen, söz konusu kararların verilmesi ve kesinleşmesine kadar geçen süreç ile bu kararlar dışında kalan mahkûmiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi kararların verilmesi hâlinde genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin ne kadar süreyle ve ne şekilde saklanacağı, imha edilip edilmeyeceği ve imha sırasında izlenecek usul gibi konularda kanunda herhangi düzenlemeye yer verilmediği, moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin korunmasına yönelik yeterli güvenceler ve temel ilkeler öngörülmeksizin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını sağlamadığı gerekçeleriyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 18/3/2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Değişiklikle, moleküler genetik inceleme sonuçlarının nasıl ve ne kadar süreyle saklanacağına, imha sürecine ve ne amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin açık düzenlemeler yapılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğe göre, moleküler genetik inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyasında delil olarak saklamak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecektir. Sisteme kaydedilen veya dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, mahkûmiyet, davanın reddi ve davanın düşmesi gibi diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecektir. Ayrıca, bilgisi sisteme kaydedilen kişinin bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebileceği açıkça düzenlenmektedir.

Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgilerin, yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.

Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, inceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usûllerin, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği düzenlenmektedir.

Madde 15

Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 134 üncü maddesi yeniden düzenlenmektedir.

Anayasa Mahkemesinin 12/2/2026 tarihli ve E: 2023/128, K: 2026/36 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 134 üncü maddesini, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma sonucu elde edilen deliller arasında bulunan kişisel verilerin saklanması ve silinmesi ile bu hususların sürelerine ve usullerine, silinmediği halde verilerin sınırlandırılma gerekçe ve yöntemine, verileri alınan kişinin veriler üzerindeki haklarına dair düzenlemelerin bulunmadığı gerekçeleriyle iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Söz konusu iptal kararı, 25/5/2026 tarihli ve 33264 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Ceza Muhakemesi Kanununun 134 üncü maddesinin tamamının iptal edilmiş olması sebebiyle madde yeniden düzenlenmektedir. Değişiklikle, maddenin mevcut hükümleri aynen tutulmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.

Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, maddede düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirinin uygulanması sonucu elde edilen verilerin adli emanette saklanacağı ve korunması için gerekli tedbirlerin alınacağı kabul edilmektedir. Saklanan bu veriler ise kovuşturmaya yer olmadığı kararının veya mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren onbeş yıl sonuna kadar muhafaza edilecek ve bu sürenin sonunda Cumhuriyet savcısı huzurunda tutanağa bağlanarak yok edilecektir. Ayrıca, onbeş yıllık süre içinde ilgili kişilere, verilerin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden verilerin silinmesini talep edebilme imkânı tanınmaktadır. Böylelikle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda, kişisel verilerin nasıl ve ne kadar süreyle saklanacağına, sınırlandırılacağına, imha sürecine ve veri sahibinin haklarına ilişkin açık düzenlemeler yapılmak suretiyle kişisel veri güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Madde 16

Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kurumu

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmi bir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından "lekelenmeme hakkı" başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir. Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi Kararı

Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ile ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Düzenlemeler

Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır. Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.

Madde 17

Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası değiştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenlemenin, kaçak sanık hakkında aleyhe sonuçlar doğurabilecek nitelikteki güvenlik tedbirine hükmedilmesine imkân vermesine karşın kaçak sanığın, yargılamadan kaçma niyetinin bulunmadığını ve/veya duruşmada hazır bulunma ve savunma hakkından feragatin şartlarının oluşmadığını öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını ya da yargılamanın yenilenmesini talep etme imkânını güvence altına alan usule ilişkin etkili bir yolun bulunmadığı gerekçesiyle 247 nci maddenin üçüncü fıkrasını iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddenin üçüncü fıkrasında düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Düzenlemeyle, kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanığa, savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek mahkemede bizzat hazır bulunmak kaydıyla yargılamanın yenilenmesini talep edebilme hakkı tanınmaktadır. Böylelikle, savunma hakkını kullanmak isteyen kaçak sanık hakkında yeniden yargılama yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır.

Madde 18

Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası değiştirilmekte ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir. Maddenin mevcut haline göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz yetkisini re'sen veya istem üzerine kullanabilmektedir. Uygulamada itiraza konu kararların türü, başvuru süresi ve dosyaların birimler arasındaki intikali gibi konularda itiraz yolunun işleyişine ilişkin aksaklıklar yaşandığı görülmektedir. Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin daha işlevsel hale getirilmesi ve hak arama hürriyetinin genişletilmesi amacıyla itirazın kapsamı ve itiraz süresi yeniden belirlenmektedir. Buna göre itirazın, ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere onama, düzeltilerek onama, bozma, ret, düşme, incelenmeksizin iade ve tevdi dâhil tüm kararlarına karşı yapılabileceği düzenlenmektedir. Yerleşik uygulamalar dikkate alınarak itiraz süresinin ilamın verilmesinden itibaren değil, dosyanın fiziki olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesinden itibaren başlaması öngörülmektedir. Ayrıca, bir aylık sürenin çok sanıklı ve kapsamlı dosyaların incelenmesi ile katılanların itirazı bakımından yeterli olmaması nedeniyle üç aya çıkarılması kabul edilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, istemin kimler tarafından yapılacağı da açıklığa kavuşturulmaktadır. Böylelikle, müessesenin daha etkin ve verimli çalışması sağlanmakta ve olağanüstü kanun yolu denetiminin niteliğine uygun bir itiraz inceleme mekanizması oluşturulmaktadır.

Madde 19

Maddeyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine yeni fıkralar eklenmektedir. Kanunun 117 nci maddesinde, haksız bir fiil neticesinde meydana gelen zararları tazmin etmekle yükümlü bulunan borçlunun, haksız fiilin işlendiği gün temerrüde düşeceği açıkça belirtilmiştir. Bu düzenleme uyarınca haksız fiil veya zararı doğuran olay nedeniyle mahkemelerce hüküm altına alınan tazminatlara haksız fiilin işlendiği veya zarar doğuran olayın gerçekleştiği günden itibaren temerrüt faizi işletilmektedir.

Ancak, destekten yoksun kalma tazminatı ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan tazminatlarda söz konusu hükmün ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan tazminatlar, zarara uğrayanların olay tarihinden sonra malvarlıklarında ve kazançlarında meydana geleceği varsayılan eksilme üzerinden; ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradığı zararlara bağlı tazminatlar ise haksız fiil veya zarar doğuran olayın mağdurunun gelecekte elde edeceği varsayılan kazancı üzerinden hesaplanmaktadır. Her iki durumda da henüz elde edilme zamanı gelmeyen kazançlar da karşılanması gereken zarar olarak kabul edilmekte ve peşin olarak ödenmesine hükmedilmektedir. Dolayısıyla henüz elde edilme zamanı gelmeyen ve varsayıma dayalı olarak belirlenen bu tazminatın toplamına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi, tazminat yükünü ciddi oranda ağırlaştırmaktadır.

Madde Üzerine Açıklamalar

Bu kapsamda maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına olay tarihinden; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletileceği esası kabul edilmektedir.

Fıkra metninde faiz işletilmesinde esas alınan dönemler olarak belirtilen bilinen dönem ifadesiyle kastedilen, hesaplamanın yapıldığı tarih itibarıyla zarar görenin veya destekte bulunanın kazancının belirlenmesine esas alınan verilerin açık olarak bilindiği dönemdir. Bilinemeyen dönem olarak ifade edilen kavram ise zarar görenin veya destekte bulunanın kazancının belirlenmesine esas alınan verilerin açık olarak bilinememesi nedeniyle bilinen son ücretten hareketle hesaplanan dönemdir.

Gelecekteki Kazançlar ve Faiz Uygulaması

Mağdurun gelecekte kazanç elde edebileceği varsayılan yaşam süresi içindeki muhtemel kazancı üzerinden hesaplanan toplam tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi uygulamasına son verilerek, uygulamada bilinmeyen dönem olarak kabul edilen geleceğe yönelik kazanç hesabı bakımından hesaplanan tazminat tutarına karar tarihinden itibaren faiz işletilmesi esası kabul edilmektedir.

Ödemelerin Mahsup Yöntemleri

Haksız fiil veya zarar doğuran olay nedeniyle meydana gelen zararın giderilmesi amacıyla karar verilmeden önce yapılan ödemelerin, hükmedilecek tazminat miktarından ne şekilde mahsup edileceği hususunda farklı uygulamalar bulunmaktadır. Uygulamada benimsenen birinci yöntemde, yapılan ödeme hükme esas alınan hesap raporu tarihine kadar hesap edilecek yasal faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilmek suretiyle hükmedilecek tazminat miktarı belirlenmektedir. İkinci yöntemde ise ödemenin yapıldığı tarih itibarıyla davacının zararı belirlenmekte ve davacıya yapılan ödemenin belirlenen zararı hangi oranda karşıladığı hesaplanarak, hükme esas alınan hesap raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla belirlenen toplam tazminat miktarından tespit edilen oranda mahsup yapılması suretiyle tazminat miktarı belirlenmektedir.

Yeni Dördüncü Fıkra ve Oransal Mahsup

Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlardan mahsup edilmek üzere, tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edileceği hüküm altına alınmaktadır. Oransal mahsup yöntemi, taraflar arasındaki menfaat dengesinin sağlanması bakımından daha elverişli olması nedeniyle tercih edilmiştir.

Belirtmek gerekir ki, tahkikatın başlamasından sonra yapılan ödemeler bakımından oransal mahsup hesabı yapılmayacak, yapılan ödeme işlemiş kanuni faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilecektir. Yapılacak mahsup işlemi tabiatı gereği öncelikle bilinen dönem için hesaplanan tazminattan yapılması gerekmektedir.

Hukuki Belirlilik ve Güvenlik

Söz konusu düzenlemelerle, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile hukuki güvenliğin sağlanması ve uygulamadaki farklılıkların giderilmesi amaçlanmaktadır.

6100 Sayılı Kanunun 107. Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması

MADDE 20- Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. 6100 sayılı Kanunla kabul edilen belirsiz alacak davası yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hangi alacaklar için belirsiz alacak davası açılabileceği noktasında tereddüt bulunmaktadır. Bu durum yargılamaların uzamasına neden olabilmektedir.

Belirsiz Alacak Davası ve Zamanaşımı

Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği çeşitli ihlal kararlarında belirsiz alacak davası olmadığı halde bu şekilde açılan davaların reddedilmesini, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Alacağın tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlara özgü olarak açılan belirsiz alacak davası, özellikle alacağın tamamı bakımından zamanaşımını kesmektedir.

Teklifle, Kanunun 109 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kısmi dava açan tarafa ıslah hakkını kullanmaksızın bir defaya mahsus olmak üzere alacağın kalan kısmını talep etme hakkı verilmektedir.

Kısmi Dava ve Zamanaşımı

MADDE 21- Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir. Kısmi dava açılması durumunda zamanaşımı dava edilen kısım yönünden kesilmekte, bakiye alacak yönünden işlemeye devam etmektedir. Bu nedenle, tahkikat aşamasının uzun sürdüğü davalarda kısmi dava açan tarafın geri kalan alacağı, zamanaşımı tehdidiyle karşı karşıya kalabilmektedir.

Adil Yargılanma Hakkı ve Makul Süre

MADDE 22- Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir. Anayasanın 36 ncı maddesinde adil yargılanma hakkı, temel bir hak olarak belirlenmiştir. Uygulamada bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasının bir unsuru da makul sürede yargılanma hakkının temin edilmesidir.

Duruşma Araları ve Hâkim Yetkisi

Buna göre, hukuk yargılamasında yazılı yargılama usulüne tabi davalarda kural olarak duruşma aralarının üç aydan fazla olamayacağı düzenlenmektedir. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek üç aydan daha uzun bir süre için de duruşma günü belirleyebilecektir.

Ses ve Görüntü Nakli ile Duruşma Katılımı

MADDE 23- Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir. Düzenlemeyle, ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilenler hakkında, ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacaktır.

`

MADDE 24

Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde değişiklik yapılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 17/6/2025 tarihli ve E: 2024/237, K: 2025/137 sayılı kararıyla, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar." ibaresi iptal edilmiş ve iptal kararı 25/9/2025 tarihli ve 33028 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi; aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararının ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlamasına ilişkin kuralı kanuni hâkim ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir. Yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararmın gerekçesini de karşılayacak bir biçimde ikinci davanın açıldığı mahkemece verilen birleştirme kararının ancak kesinleşmesiyle birlikte ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlayacağı hüküm altına alınmaktadır.

Teklif ile, Kanunun 168 inci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle bu maddede yapılan değişiklikle uyumlu olacak şekilde aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenmektedir. Her iki değişiklik birlikte değerlendirildiğinde bu konuda verilen kararlara karşı esas hükümle birlikte istinaf kanun yoluna başvurulma zorunluluğu olmaksızın birleştirme kararına karşı müstakilen istinaf kanun yoluna başvurulabilecektir.

MADDE 25

Maddeyle 6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Teklifle Kanunun 166 ncı maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır. Düzenlemeyle, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararına karşı esas hükmün verilmesi beklenmeksizin müstakilen istinaf kanun yoluna başvurulabileceği açıkça hüküm altına alınmaktadır. Yapılan bu değişiklikle birlikte, maddenin mevcut diğer hükümleri bakımından bir değişiklik öngörülmemektedir.

MADDE 26

Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine fıkra eklenmektedir.

Anayasa Mahkemesinin 26/2/2026 tarihli ve E: 2026/49, K: 2026/48 sayılı kararıyla, maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali" yönünden iptaline karar verilmiştir. Karar, Resmî Gazete'de yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu kuralı; istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve işin esası hakkında yeni bir karar verilmesi hâlinde istinaf mahkemesinin ilk elden verdiği bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamamasını hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği gerekçesiyle hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Maddeye eklenen fıkrayla, istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen kararların, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasındaki parasal sınırın üzerinde olması halinde bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenmektedir.

Söz konusu hükümle, istinaf mahkemelerince kaldırma kararın sonrası yeniden verilen kararlar bakımından taraflara hükmün denetlenmesini talep etme hakkı getirilmektedir. Ayrıca, söz konusu karar miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasındaki parasal sınırı geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamayacaktır. Böylelikle, bölge adliye mahkemelerinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul etmesi nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak yeniden esas hakkında verdiği kararlara karşı ilk derece mahkemeleri için geçerli olan kesinlik sınırı dikkate alınmak suretiyle temyiz kanun yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenerek, adil yargılanma hakkının daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır.

MADDE 27

Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir.

Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle Yargıtayın bozma karar veremeyeceği açıkça hüküm altına alınmaktadır.

İlk derece mahkemelerinin verdiği kararlar görev ve yetki de dâhil olmak üzere bölge adliye mahkemelerince incelenmektedir. Bu konuda bir aykırılık varsa bölge adliye mahkemeleri istinaf incelemesi aşamasında bu aykırılığı giderebilmektedir. İstinaf aşamasından sonra temyiz incelemesinde görevsizlik ve yetkisizlik nedeniyle bozma kararı verilmesi davaların uzamasına neden olmaktadır. Düzenleme, davaların uzamasının önüne geçilerek yargılamaların makul sürede sonuçlanmasına katkı sağlayacaktır. Böylelikle, makul sürede yargılanma hakkının daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar bakımından görev veya yetki nedeniyle bozma kararı verilebilecektir.

GEÇİCİ MADDE 1

Maddenin birinci fıkrasıyla, Teklifle 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinde yapılması öngörülen değişikliğin zaman bakımından uygulanmasına ilişkin geçiş hükmü sevk edilmektedir. Buna göre, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar bakımından yeni hükümler uygulanmayacak, diğer bir anlatımla bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Teklifle 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğin geçiş hükmü getirilmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Teklifle 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde yapılması öngörülen değişikliğin geçiş hükmü getirilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, Teklifle 2659 sayılı Kanunun mülga 26 ncı maddesinin yeniden düzenlenmesi suretiyle Adli Tıp Kurumunda görev yapan bazı kişiler bakımından görev süresi belirlenmesi sebebiyle ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermek amacıyla geçiş düzenlemesi yapılmaktadır. Teklifle 4721 sayılı Kanunun 440 ıncı ve 444 üncü maddelerinde yapılması öngörülen değişikliklerle, vesayet altındaki kişilere ait taşınır ve taşınmaz malların satışının Ulusal Yargı

Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında yapılacağı düzenlenmektedir.

Maddenin beşinci fıkrasıyla, açık artırma suretiyle satışına karar verilip de bu değişikliklerin

yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında yeni hükümlerin

uygulanmayacağı, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar

bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı hükme

bağlanmaktadır. Maddenin altıncı fıkrasıyla, Teklifle 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinde

yapılması öngörülen değişikliklerin geçiş hükmü düzenlenmektedir. Buna göre, bu maddeyi

ihdas eden Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununun 308 inci maddesinin birinci fıkrasında

yapılan değişikliğin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra teslim edilen dosyalar

hakkında uygulanacağı ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce teslim edilmiş olan

dosyalar hakkında ise önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı kabul edilmektedir.

Böylelikle uygulamada yaşanabilecek tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

Maddenin yedinci fıkrasıyla. Teklifle 6098 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde

yapılması öngörülen değişikliğin zaman bakımından uygulanmasını göstermek amacıyla

düzenleme yapılmaktadır. Teklifle 6100 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Maddenin sekizinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, 107 nci maddenin yürürlükten kaldırılan hükmünün zaman bakımından uygulanması gösterilmektedir. Buna göre yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından 107 nci madde hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği açıkça hüküm altına alınarak, hak kayıplarının önüne geçilmesi ve uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.

MADDE 28- Yürürlük maddesidir.

MADDE 29- Yürütme maddesidir.

YARGININ ETKİN VE VERİMLİ İŞLEMESİNE YÖNELİK

BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa 34 üncü maddesinden

sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir,

"idareye başvuru zorunluluğu;

MADDE 34/a- Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince

verilen bir miktar para ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar, idare tarafından

gecikmeksizin yerine getirilir. Hükmedilen tutarın ödenmesine ilişkin alacaklı veya vekilinin

idareye yazılı şekilde banka hesap numarasını bildirerek yapacağı başvuru tarihinden itibaren

en geç bir ay içinde ilamda belirtilen alacağın ilamda belirtildiği şekilde varsa ödeme tarihine

kadar işleyecek faizi ve diğer fer'ileriyle birlikte ödenmediği takdirde ilamlı icra takibi

yapılabilir. Bu başvuru yapılmaksızın doğrudan doğruya ilamlı icra yoluna başvurulamaz."

MADDE 2- 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle

eklenmiş ve yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet

hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar

verilmesi hâlinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar

arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya

mahsus olmak üzere uygulanır."

"6. Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, en geç artırma süresinin

bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi

hâlinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık

artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.

8. Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen

kıymetinin yüzde ellisi, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik

olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde yüzü, ikinci

artırmada ise muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış

isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca

bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği.

9. İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması

hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda,

muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale

alıcısından alman teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten

sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş

olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında

ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale

alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış

memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri

uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği."

MADDE 3- 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi

aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 55-Noterlik evrak ve defterleri mahkeme, sulh ceza hâkimliği ve

Cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmî daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek

suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilir.

Mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından, noterlik

evrakının aslının istenmesi hâlinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu

onaylar. Noter, onayladığı örneği aslının yerinde saklar ve evrakın aslını ilgili mercie gönderir.

Mahkeme, sulh ceza hâkimliği. Cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili

kılınan resmî daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda,

noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla

imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili mercie elektronik ortamda gönderir.

Elektronik ortamda gönderme imkânı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu

onaylayarak onaylı örneği ilgili mercie gönderir.

Bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmez. Posta masrafı ve

yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret alınmaz."

MADDE 4- 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun geçici 27 nci

maddesinin onüçüncü fıkrasında yer alan "on yıl" ibaresi "on dört yıl" şeklinde değiştirilmiş ve

maddenin onyedinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Bu fıkra hükümleri, 23/7/2030 tarihine kadar uygulanmaz."

MADDE 5- 6/1/1982 tarihli ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare

Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci

maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan

"yirmibeşbin" ibaresi "dört yüz seksen altı bin" şeklinde değiştirilmiştir.

"1. Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, aşağıda sayılan davalar idare mahkemesi

hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir:

a) Konusu dört yüz seksen altı bin Türk Lirasını aşmayan; idari işlemlere karşı açılan

iptal davaları ve tam yargı davaları.

b) İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen

uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not

tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar.

c) Kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin

işlemlerine karşı açılan davalar.

d) Kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar.

e) Mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere, kamu

kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı

açılan davalar.

f) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz

Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar."

MADDE 6- 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci

maddesinin üçüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"3. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararma ilişkin yaptığı inceleme

sonunda;

a) Kararı hukuka uygun bulursa,

b) Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz

veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek,

c) Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak.

istinafbaşvurusunun reddine karar verir."

"5. Bölge idare mahkemesi;

a) İlk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı

yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması,

b) Davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim

tarafından bakılmış olması,

c) Dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında

karar verilmesi,

d) Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi,

e) Talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi,

f) Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği hâlde yaptırılmadan karar

verilmesi,

g) Duruşma yapılması gerektiği hâlde duruşma yapılmadan karar verilmesi,

hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının

kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verir.

Ancak bölge idare mahkemesi, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği kendisi gidererek karar

verebilir. Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren

mahkemeye gönderilmesine karar verilemez."

MADDE 7- 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının başına "1. "

ibaresi eklenmiş, (c) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"2. Birinci fıkra kapsamında olmayan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun

yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar,

tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilir. Ancak, aşağıda sayılan dava

ve işler bakımından kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna

başvurulamaz;

a) İdare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar.

b) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun

uygulanmasından kaynaklanan davalar.

c) 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin

Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar.

d) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun

uygulanmasından kaynaklanan davalar.

e) Sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlar."

MADDE 8- 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı

Düzenlemeler Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde

yeniden düzenlenmiştir.

"Atama ve görev süresi:

MADDE 26- Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya

diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şarttır.

Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas

dairesi başkanlarının görev süresi dört yıldır. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve

başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam eder."

MADDE 9- 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu

maddesinin mevcut üçüncü, ondördüncü ve onbeşinci fıkralarından sonra gelmek üzere

sırasıyla aşağıdaki fıkralar eklenmiş, mevcut onikinci fıkrasında yer alan "onaltıncı" ibaresi

"ondokuzuncu" şeklinde ve mevcut onsekizinci fıkrasında yer alan "sözlü sınavlara ilişkin

hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." ibaresi "sözlü

sınavlara ilişkin diğer hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle

düzenlenir." şeklinde değiştirilmiştir.

"Adli yargı hâkim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hâkim yardımcılarına ilgisine

göre; Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku

ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet

hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan

davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilir."

"Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulur. Sınavlar, yüz tam puan

üzerinden değerlendirilir. Mazereti sebebiyle yazılı sınavlara katılamayan hâkim ve savcı

yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü

içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Yazılı sınav kurulunca mazereti haklı görülenlerin

yazılı sınavı, Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır. Yazılı sınav sonuçları, yazılı sınav

kurulunca tutanağa bağlanır ve Akademiye teslim edilir."

"Sözlü sınavda hâkim ve savcı yardımcısının;

a) Eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi,

b) Mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği,

c) Özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu,

ç) Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi,

değerlendirilir. Sözlü sınav, bu fıkrada belirtilen hususların her biri yirmibeşer puan

üzerinden değerlendirilerek yapılır. Sözlü sınav kurulunun her bir üyesi tarafından verilen

puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Sözlü sınav puanı, üyelerin yüz üzerinden verdikleri

puanların aritmetik ortalamasıdır. Sözlü sınav sonuçları, sözlü sınav kurulunca tutanağa

bağlanır ve Akademiye teslim edilir. Mazereti sebebiyle sözlü sınava katılamayan hâkim ve

savcı yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş

günü içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Sözlü sınav kurulunca mazereti haklı

görülenlerin sözlü sınavı. Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır."

MADDE 10- 2802 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasına (e) bendinden

sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bent buna göre teselsül ettirilmiştir.

"f) Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda

bilirkişiye başvurmak,"

MADDE 11- 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin

Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 1- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli

ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme

ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31

Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni

üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü

uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30

Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur,"

MADDE 12- 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 440 ıncı

maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine "talimat uyarınca," ibaresinden sonra gelmek

üzere "Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalmda" ibaresi

eklenmiştir.

MADDE 13- 4721 sayılı Kanunun 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde

değiştirilmiştir.

"Satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalmda açık

artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamam olur; onamaya ilişkin kararın

ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir."

MADDE 14- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci

maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar

eklenmiştir.

"(2) İnceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme

kaydedilir ve bir örneği dosyasında delil olarak saklamak üzere soruşturma veya kovuşturma

makamına gönderilir. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler,

kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza

verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, diğer hallerde mahkeme

kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok

edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir. Bilgisi sisteme

kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması

veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini

talep edebilir."

"(3) Bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma

veya kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim

veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilir. Mahkeme veya hâkim kararlarına karşı itiraz

yoluna; Cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir.

(4) İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu

kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usûller, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı

tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir."

MADDE 15- 5271 sayılı Kanunun 134 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 134- (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması

halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından

şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programlan ile bilgisayar kütüklerinde arama

yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline

getirilmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde

hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması

veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan

metinler derhâl imha edilir.

(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin

çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin

uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu

araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması

halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.

(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün

verilerin yedeklemesi yapılır.

(4)Üçüncü fıkraya göre alınan yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya müdafiine

verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.

(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin

tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu

husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.

(6) Bu tedbirin uygulanması suretiyle elde edilen veriler, adlî emanette saklanır ve

korunması için gerekli tedbirler alınır. Bu veriler, kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya

mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren onbeş yıl sonunda Cumhuriyet savcısının

huzurunda yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir.

İlgililer bu süre içinde verilerin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir

nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden verilerin silinmesini talep edebilir."

MADDE 16- 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkraları

aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl

veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının

geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî

sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz

Önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan

önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

gerekir.

(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis

cezası ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.

(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararmın verilmesi hâlinde sanık, beş yıl

süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç

nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde

bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik

tedbiri olarak;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat sahibi olmasını

sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak

aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında

çalıştırılmasına,

c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda

yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,

karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.

(9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde;

sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde

ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararı verilebilir.

(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldıgı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm

ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi karan verilir.

(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak

mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu

değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da

koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek

yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya

yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir

değerlendirme yapabilir.

(12) 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye

mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır.

272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay

tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve

hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.

(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme

kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet

savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için

kullanılabilir.

(14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence

ve eziyet suçlan ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi

kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz."

MADDE 17- 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde

değiştirilmiştir.

"(3) Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu

yapılmamış ise, mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Güvenlik

tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık, savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek

bizzat hazır bulunmak kaydıyla yargılamanın yenilenmesini talep edebilir."

MADDE 18- 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde

değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(1) Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç

olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine,

dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz

edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz."

"(4) İstem, sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan,

katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş

bulunanlar tarafından yapılır."

MADDE 19- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci

maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin

desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin

veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat

miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar

görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan

tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.

Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin

desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa

amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat

miktarından oransal olarak mahsup edilir."

MADDE 20-12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci

maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 21- 6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada

bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona

ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava

tarihinden itibaren kesilmiş sayılır."

MADDE 22- 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(3) Duruşmalar arasındaki süre üç aydan daha uzun olamaz, İşin niteliği gereği bilirkişi

incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu

hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir."

MADDE 23- 6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine üçüncü fıkrasından sonra

gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.

"(4) Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına

karar verilenler hakkında, 154 üncü maddenin üçüncü fıkrasının (ç) bendinde belirtilen ikrar,

yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma

hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmaz."

MADDE 24- 6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi

aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "İlk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla bağlıdır."

MADDE 25- 6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 168- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk

mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı sadece

istinaf yoluna başvurulabilir.

(2) İlk derece mahkemelerince verilen ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge

adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak

hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde

hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez."

MADDE 26- 6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(3) Bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun

kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen karar, miktar veya değeri

itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması

halinde temyiz edilebilir. Bu kararın, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci

fıkrasında düzenlenen parasal sınırı geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamaz."

MADDE 27- 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(2) Bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç

olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle

bozma kararı verilemez."

GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2004 sayılı Kanunun 114

üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı

yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten

önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.

(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yapılan

değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davalar bakımından

uygulanır.

(3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde yapılan

değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanır. Bu tarihten önce bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında, bu Kanunla yapılan değişikliklerden önceki hükümler uygulanır.

(4) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2659 sayılı Kanunun mülga 26 ncı maddesinin

yeniden düzenlenmesi suretiyle görev süresi belirlenen adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarından; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla dört yıl veya daha fazla süreyle görev yapmış olanların görevleri sona erer, dört yıldan daha az süreyle görev yapmış olanlar kalan süreyi tamamlar. Bu madde kapsamında görev süresi sona erenler, yerlerine atama veya görevlendirme yapılıncaya kadar görevine devam eder.

(5) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 440 ıncı ve 444 üncü

maddelerinde yapılan değişiklikler, açık artırma suretiyle satışına karar verilip de bu

değişiklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz.

Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.

(6) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci

fıkrasında yapılan değişiklik, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra teslim edilen

dosyalar hakkında uygulanır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten Önce teslim edilmiş olan

dosyalar hakkında önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.

(7) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6098 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde yapılan

değişiklik, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller

veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce

meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından maddenin değişiklikten

önceki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(8) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6100 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 107 nci

maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya

devam olunur.

MADDE 28- (1) Bu Kanunun;

a) 4 üncü maddesi 23/7/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) 12 nci, 13 üncü ve 23 üncü maddeleri yayımı tarihinden itibaren üç ay sonra,

c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

MADDE 29- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.





Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page